KOBİLİFE Dergisi Ağustos 2010 Sayısı

KOBİLİFE’ın bu sayısında sizlerle başlıkta yer alan TV programının konusu çerçevesinde, aslında iletişim ve bilginin değeri üstüne sohbet etmek istedim. Özellikle son günlerde yaşadığım bazı olaylar bana iletişimin ve bilginin değerini bir kez daha hatırlattı. Önce  konu itibarıyla KOBİ’lerle kesişen olaylardan ve özellikle duymayan izlemeyen varsa, işletmelere ve giirişimcilere değer katan bu programın varlığını sizlere ileterek başlamak isterim. 25 Temmuz’da TRT 3 ile dönüşümlü yayın yapan TRT GAP TV’de saat 10:30 da başlayan Gerçek Gündem Kalkınma isimli bir programa konuk oldum. Programın yapımcısı ve yönetmeni Rıza Sezgin, uzun süredir  TRT’de görev yapan  çalışkan, işine ve yaptığı program konularına çok hakim bir kişi. Yıllardır benzer programlara imza atmış ve yapmakta olduğu programlar için neredeyse tüm Türkiye’yi adım adım gezmiş bir yapımcı. Daha önce de programlarına birçok kez konuk olarak katıldığım için yakın iletişimimiz ve hukukumuz olan bir insan. Çekimden önce programın misyonu ve amacı hakkında bilgi verirken şunu düşündüm. Bilgi değeri olan ifadelerle program hakkında bana açıklamalarda bulunuyordu.  Programın misyonunu belirtirken, programın adından anlaşılacağı gibi kalkınma konusunda bir program geçekleştirdiklerini, bu misyon çerçevesinde ülkemizin birçok sanayi ve ticari  bölgelerinde, fabrika ve işyerlerinde çekimler ve röportajlar yaptıklarını ve amaçlarının Anadolu’da çok ilgi gören programlarıyla izleyenlerine değer katacak bilgiler aktarmak olduğunu belirtti.  Beni  etkileyen diğer bir ifadesi ise şuydu. Yıllardır emek verdiği  benzer amaçlı programlarla ilgili tuttukları arşiv onlar için tozlu raflarda biriktirilen kasetlerden ibaret değildi. Daha önceden çekmiş oldukları bu görüntüleri elden geçiriyorlar ve tekrar aynı yörelere gittiklerinde yıllar öncesinde programında yer alan sanayi ve ticari girişimlerin planladıkları  faaliyetleri gerçekleştirip gerçekleştiremediklerini gözlemlemliyorlardı. Kendisine merakla sonucu sorduğumda ne yazık ki yanıtı benim heyecanlandığım kadar olumlu olmadı. Hepimizin istatistiklerden zaten bildiği bir gerçeği dile getirdi. Bu işletmeler arasında  planladıklarını çeşitli iç ve dış nedenlerle gerçekleştiremeyenler, hatta tamamen kapananlar vardı.
Konuyu  bilginin değeri   açısından değerlendirmeye devam etmek istiyorum. Yapımcı Rıza Sezgin’in arşivlerini inceleyerek yapmakta olduğu bu çalışmanın benzerini her işletme tabi eğer kapanmadıysa kendisi için yapmalı. İşletmelerin mevcut durumları ile gelecekte ulaşmak istedikleri durum arasındaki farkı analiz edebilmeleri için  bu geri bildirime ihtiyaçları var.  Bu karşılaştırma sonucu elde edilen bilgi sayesinde işletmelerin neden planladıkları faaliyetleri gerçekleştiremedikleri veya amaçlarına ulaşamadıklarını teşhis etmek ve geleceğe yönelik tedbirler alması mümkün. Bu durum aslında daha önceki yazılarımda zaman zaman dile getirdiğim iletişimin temel unsurlarından olan geri bildirimin tipik bir örneği.
 KOBİLİFE Haziran sayısındaki  Kobi’ler İçin Destek Paketi Ve  Sanal Mecralarda  Duyurusu başlıklı yazıma bu noktada atıfta bulunmak isterim. Hatırlayacaksınız bu destek paketinin açıklamaları esnasında KOSGEB’in KOBİ’lere yönelik “Aile Hekimliği” uygulamasına geçeceğinden söz edilmekteydi ve ben de bunun çok uygun bir yaklaşım olacağı görüşünde olduğumu belirtmiştim.  Çünkü önemli konulardan birisi, KOSGEB’in destek verdiği KOBİ’ler ile hızlı, güncel, güvenilir iletişim kanallarından, doğrudan, etkileşimli ve paylaşımcı bir zihniyetle iletişim kurmasıdır. Bu durumda, sağladığı desteklerin KOBİ’ler için  olumlu sonuçlar yaratma olasılığı artacaktır. Aynı zamanda bu uygulama ile problemleri  zamanında teşhis edebileceklerdir.  Bir tıp disiplini olarak belirtilen aile hekimliği tanımı içinde çocuk, genç ve yaşlı tüm bireylere hem koruyucu hem de tedavi edici sağlık hizmetleri yer almakta. Buradan yola çıkıldığında ise KOSGEB’in  aile hekimi gibi davranması için hem koruyucu hem de tedavi edici bir hizmet sunması beklenmelidir.  Bu amaca  ulaşmak için ise KOBİ’lerle daha işin en başından itibaren, destek için taleplerinin başladığı andan itibaren belki de bundan da erken etkin bir iletişim içinde olmalıdır. Bu desteğe neden, hangi amaçla başvurduklarını ve gerçekten ihtiyaçları olan desteğin söz konusu destek olup olmadığını birebir iletişim ve ilişki ile tespit etmeleri onları muhtemel hatalardan koruyacağı için koruyucu hekimlik söylemiyle de örtüşecektir.
Özetle, iletişim ve bilginin değeri eğer yeterince bilinmiyorsa ve üstüne üstlük bunlar, iletişimi bilmeyenler ve bilginin değerinin farkında olmayanlar tarafından yapılmaya çalışılıyorsa sonucun olumlu olması küçük ihtimal.  Bu durumu, hep birlikte yaşadığımız ekonomik, sosyal ve politik olaylar zaten yansıtmıyor mu? Biliyorsunuz yazılarımda ekonomiyle ilgili politik konular dışındaki politikalara değinmiyorum. İletişimin ve bilginin ekonomik alandaki değerine ise yukarda biraz değindiğime göre, geriye sosyal yaşamdaki iletişim kalıyor. Sizlerle bu konuda, şahit olduğum basit ve eğlenceli bir örneği  paylaşmak istiyorum. Örnekteki ana fikri sizin rahatlıkla çıkaracağınıza inanıyorum. Örnek olay şöyle gelişti. Bir arkadaşım, bir yakınını  başka yakınlarını alması için havaalanına gönderiyor. Bu arada oraya vardığında tekrar telefonlaşmalarının iyi olacağını söyleyerek bu telefon iletişiminde ihtiyacı olan bilgiyi açıkca dile getiriyor. Uçaktan inen kalabalık misafirleri için daha önceden oraya varmış olan bir diğer aracın şöförüyle ve karşılayacakları misafirleriyle buluşup buluşmadıklarını ve havaalanından çıkıp çıkmadıkları bilgisini rica ediyor. Kendince bu durum değerli bir bilgi ve buluşma saatlerine ve havaalanından çıkış saatine göre devam edecek ve dakikaların önemli olduğu bir program dizisi söz konusu.  Aradan geçen anlamlı bir zaman içinde, karşılayan yakınından  ses çıkmayınca onu telefonla arıyor. Karşı tarafın telefonda arkadaşımın sesini  duymadığı anlaşılıyor. Dediğine göre karşıdan 5-6 kez aralıklı alo alo sesinden başka bir ipucu yok. Bu arada hemen bir detayı belirtmekte yarar var. Havaalanında karşılama yapan yakını kendi telefonunda arkadaşımın telefonu kayıtı olduğu için bu telefonun kimden geldiğini görebiliyor.  Yani telefonu kimin ettiği belli, talep etttiği bilgi  ise önceden planlanmış. Sadece birisi diğerini duyarken o diğeri birisini duymuyor. Bu durumda arkadaşımın hayal kırıklığı içinde şu sözlerinin ağzından döküldüğüne şahit oluyorum.  “Ah be adamım, senin beni duymadığın, ısrarla alo alo demenden belli, ama sen beni duymasan da ben seni duyuyorum. Keşke şu alolarından birkaç tanesi yerine benim seni duyma ihtimalim olabileceğini aklına getirsen ve en azından siz beni duyuyorsanız ihtiyacınız olan bilgiyi vereyim desen”. Yani üç alo yerine tek bir tane veya iki tane kelime; geldiler veya gelmediler. Henüz buluşamadık veya şu kadar dakika önce buluştuk. Yola şu kadar dakika önce çıktık veya henüz çıkmadık deseydin keşke. Benim için bu bilginin ne değerli olduğunu keşke farkında olsaydın bile demiyorum keşke hangi bilgiye ihtiyacım olduğunu söylediğimde iletmek istediğim konuyu algılamış olsaydın…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.